Darbeli Dali
Şu sıralar Tophane-i Amire’de sergisi olan, sürrealist ressam Salvador Dali’nin “İlahi Komedya” başlığı altında toplanan eserleri oldukça ilgi görmekte. Dünya edebiyatında baş yapıt olarak kabul edilen Dante’nin İlahi Komedya’sı Dali’de büyük ilham kaynağı oluşturduğu hiç şüphesiz. Dante’nin 700. doğum günü şerefine Dali’nin eserleri, zoraki yaptırılmaya çalışılsa bile, dönemin sanat eleştirmenleri, kariyerinin en önemli eserleri olduğuna kanaat getirmişti. Ancak bir eseri için, yıllarca düşündü. Daha önce resmetmeye çalıştı fakat içine girdiği karmaşık düşünceler bir türlü yansıtmıyordu çizgilerini. Bu buhranın içinden çıkması uzun zaman aldı. Haftalarca hiç kimseyi görmek istemedi. Yemeden kesilmesi hastalıklarının davetçisi olmuştu. Ve nihayet bu düşüncesini bir kenara bırakmak istedi. Aradan yıllar geçmesine rağmen içinde bir ukte kalmıştı fakat başarısızlığını kabullenmeyi benimsemişti artık.
Yıl 1980’di. Sıkı bir Agatha Christie hayranı olan Dali, Christie’nin özel yaşamını merak etmekten kaçamadı hiç bir zaman. Daha öncelerinde, İngiltere’deki doğduğu eve, Fransa’da tahsil gördüğü okullara, kaldığı otellere, uzun zamanlar geçirdiği kahve dükkanlarına gitmiş ve bir demecinde “Agatha Christie realizmin etkisinde gözükse bile, kendisinin başlı başına bir sürrealist olduğunu yalnızca tek ben biliyorum. Benim sürrealist bir sanatçı olmam, onun romanlarındaki kanı görebilmem ile ortaya çıkmıştır.” demiştir.
Ağustos ayının sonlarında çalışmalarına nihayet ara verip, Christie’nin “Doğu Ekspresinde Cinayet” romanını yazdığı Pera Palas’ı görmek için, Türkiye’ye gelmeyi kafasına koydu. Eylül ayının 1. günü İstanbul’a inen Dali, Pera Palas’ı görmek için sabırsızlanıyordu. Nihayet gördüğü otel odası, onu şiddetli bir şekilde etkilemişti. Yaklaşık 16 saat boyunca odada kaldığı da otel çalışanları tarafından da söylenmektedir. İstanbul’u uzun uzun gezdikten sonra 12 Eylül günü dönmeyi planlıyordu. Fakat o gün, içinde bulunduğu ülkede askeri darbe gerçekleşmişti. Sabahın ilk saatlerinde pencereden dışarı bakan Dali’yi tanklar askerler karşılamıştı. Koşa koşa odasında bulunan radyoyu açtı. Dilini anlamasa da konuşan kişilerin ses tonundan durumun ciddiyetini anlamak istiyordu ki hiç tahmin etmediği bir şekilde davudi sesli biri türküler söylemekteydi. Hasan Mutlucan’ın sesini duyan Dali’nin yüzü kireç gibi olmuştu. Türküden oldukça etkilenmişti ve sözlerini merak etmekteydi. Hemen resepsiyona indi ve durumu görevliye izah etti. Beraber yukarı çıktılar ve görevli “Yinede Şahlanıyor Aman” türküsünün sözlerini Dali’ye çevirdi. Dali’nin beyninde çakan şimşekler yüzünü aydınlatmıştı. Durumu anlayan görevli yalnız bırakmak isteyerek odadan çıktı.
Bir hafta rötarlı olarak ülkesine dönen Dali, hemen fırçalarına ve tuvaline yapıştı. Yıllar boyunca aklında yer eden, bir türlü resmedemediği düşüncelerini çizmeye başladı. Bittiğinde bir şahesere baktığını düşündü ve sergilenmesi için gerekli kişilerle irtibata geçti. Sergi sonrası bir röportajında eseri tanımlamak için şu sözleri sarfetti. “Dante’nin İlahi Komedya’sının son eseri budur. Askeri darbenin fırça darbelerine dönüşünün en iyi örneğidir. İddia ediyorum, kimse böyle bir şeyi yapamaz.”
Dali, Christie bahanesiyle geldiği İstanbul’da, darbeyi görmüş, şahlanmayı duymuş, Dante’yi hissetmişti. Bu eserde, Agatha Christie’nin yalnızca kendisine hayrı dokunmamış olduğunun göstergesi olmuştu. Nihayetinde, bir askeri darbe, bir davudi ses yalnızca Türkiye’yi etkilememişti.
