10 Feb 2012

␄İnsanların, belli bir amaç uğruna takındıkları tavırları irdeleyerek ömrüm geçti. Fakat en sonunda medeniyetimizi temsil eden önemli bir psikolojik rahatsızlığı tanımlamış bulunuyorum. Emekçilerin, sanki kendi işine gidiyormuşçasına, bir hırs ve azimle sabah işe yetişme çabası aklımı uzun süre meşgul etti. Bunun nedenlerini araştırdım ve sürekli olarak emekçileri gözlemledim. Sabah işe giderken duraklara gelen, ağzına kadar emekçi dolu otobüslere binme çabası aslında büyük bir resme işaret ediyordu. Emekçiler, öyle bir koşullanmıştı ki, sabah işe yetişemediğinde para kaybetmişçesine bir rahatsızlık ve suçluluk duyuyorlardı. Bu durum yeni çağın hastalığı olarak tanımlanabilecek ‘kapitalist üretim sistemi içerisindeki metrobüs sendromu’ kavramını ortaya atmama sebep oldu. Artık anladım, emekçiler bastırılmış kimliklerini ancak metrobüste ortaya çıkartabiliyorlardı. Girişte kavga ediyorlar, genç hanım kızlarımıza dayıyorlar ve ağzına kadar dolu olan otobüslere, durakta kalanlar gibi ötekileştirilmemek için biniyorlardı ya da binmek zorunda hissediyorlardı. Metrobüs apışarası kokuyordu.”

— Karl Marx